|
KİTABIN ÖZETİ
Bu kitapta, bilgi yönetimiyle ilgili olarak Harvard Businesss
Review on Knowledge Management'ta yayınlanan 8 Adet Makale bulunmaktadır.
Bu makelelerin özetleri aşağıya çıkarılmıştır.
Yeni Örgütün Ortaya Çıkışı (Peter F. DRUCKER)
Yönetimin babası olarak kabul edilen DRUCKER 1950'li yıllarda yazmış
olduğu bu makalesinde şu iddialarda bulunmaktadır: 1) Bundan yirmi
yıl sonra, büyük işletmelerde yönetim kademelerinin sayısı bugünkünün
yarısına, yönetici sayısı ise üçte birine inmiş olacak. 2) İş, geleneksel
bölümlerin sınırlarını aşan çalışma gruplarında bir araya gelen
uzmanlarca yapılacak.3) Koordinasyon ve kontrol, büyük ölçüde, çalışanların
kendilerini disiplin altına almaya ne kadar yatkın olduklarına bağlı
olacak. Yazara göre bu değişimin altında enformasyon teknolojisi
yatıyor ve bilgisayarlar orta yönetim kademelerinden daha hızlı
ve daha iyi iletişim kuruyor ve verileri enformasyona dönüştürebilecek
bilgili kullanıcılar gerektiriyor. Yazar enformasyona dayalı yeni
örgütlerin neleri gerektiğinin ipuçlarını, hastaneler ve senfoni
orkestraları gibi, bilgiye dayalı diğer kuruluşlardan çıkarıyor.
Bunlardan birincisi, belli eylemlere dönüşen açık, basit hedefler
bütün olarak tanımlanabilecek olan partisyon; ikincisi ise yapıdır.
Bu yapı içinde herkes şu soruları sorarak enformasyon sorumluluğu
üstlenir. Hangi enformasyon için bana kim bağlı? Ben kime bağlıyım?
Yazara göre enformasyona dayalı örgütler kendilerine özgü şu tür
yönetim sorunları da yaratırlar: Uzmanların motive edilmesi ve ödüllendirilmesi;
uzmanlardan oluşan bir örgütü birleştirebilecek bir vizyon yaratılması;
çalışma gruplarıyla işleyen bir yönetim yapısı yaratılması; tepe
yönetimindeki insanların temin edilmesi, hazırlanması ve sınanması.
Bilgi Yaratan Şirket (Ikujiro NONAKA)
Kesin olan tek şey belirsizliktir. Herhangi bir ekonomide sürekli
rekabet üstünlüğünün tek güvenilir kaynağı ise bilgidir. Ne var
ki bilgi yaratan şirketin-nasıl yönetileceğini bilmek bir yana gerçek
doğasını kavrayan çok az yönetici vardır. Japon örgüt teorisyeni
Ikujiro Nonaka'ya göre sorun; çoğu batılı yöneticinin bilginin ne
olduğu ve şirketlerin bilgiyi kullanmak için ne yapması gerektiği
konusunda pek dar bir görüşe sahip olmasıdır. Batılılar tek yararlı
bilginin "kesin/sayısal" (ölçülebilir anlamında) veri
olduğuna inanırlar ve şirketi "enformasyon işleme"ye yönelik
bir makine olarak görürler. Ama bilgi ve onun işletmelerdeki rolü
konusunda başka bir yaklaşım daha vardır. Bu yaklaşım Honda, Canon,
Matsushita ve Sharp gibi son derece başarılı Japon firmalarında
çok yaygındır. Bu firmalardaki yöneticiler, yeni bilgi yaratmanın
sadece nesnel enformasyonu mekanik olarak "işleme" sorunundan
ibaret olmadığını kabul ederler. Bu yaklaşıma göre, bilgi yaratmak
daha ziyade çalışanların örtülü ve genellikle öznel kavrayışlarından,
sezgilerinden ve ideallerinden yararlanmaya bağlıdır. Bu tür bilgiden
yararlanmanın araçları genellikle "sayısal olmayan" (slogan,
metafor ve simge biçiminde) verilerdir. Ancak bunlar sürekli buluşçuluğun
vazgeçilmez araçlarıdır. Bellibaşlı Japon firmalarından örnekler
getiren Nonaka, bilgi yaratan şirketteki yönetim rol ve sorumlulukları,
örgütsel tasarım ve işletme pratikleri konusunda yeni bir yaklaşım
öneriyor.
Öğrenen Bir Örgüt Yaratmak (David A. GARVIN)
Şirketler kendilerini iyileştirme ve üstünlük kazanma arayışı içine
girdikçe, sürekli iyileştirme programları çoğalıyor. Ama ne yazık
ki başarısız programların sayısı başarılılardan daha fazla ve iyileşme
oranları düşük. Bunun nedeni, çoğu şirketin temel bir hakikati kavrayamaması.
Harvard İşletme Okulu profesörlerinden David Garvin'e göre, bir
şirket tam anlamıyla öğrenen bir örgüt haline gelmeden önce, hayati
önem taşıyan üç konu ele alınmalıdır. Bunlardan birincisi anlam
sorunudur: bununla kastedilen, öğrenen örgütün sağlam temellere
dayalı, kolay uygulanabilir bir tanıma kavuşmuş olmasıdır. İkincisi,
yönetim konusudur; yani pratiğe yönelik, işleyişle ilgili açık yönlendirici
ilkeler. Sonuncusu ise; bir örgütün öğrenme hızını ve düzeyini değerlendirmeye
yönelik ölçümü sağlayacak araçlardır. Garvin bu üç kavramı çerçeve
olarak kullanmak suretiyle, öğrenen örgütleri şu beş ana faaliyette
beceri kazanmış kuruluşlar olarak tanımlar: Sistemli problem çözümü,
yeni yaklaşımlar denemek, geçmiş deneyimlerden ders çıkarmak, başkalarının
başarılı deneyimlerinden ders çıkarmak ve bilgiyi örgütün tamamına
hızla ve etkin bir biçimde aktarmak ve ölçemeyeceğiniz bir şeyi
yönetemeyeceğiniz için, eksiksiz bir öğrenme denetimi zorunludur.
Bu, iyileştirmedeki somut sonuçlar kadar, bilme ve davranıştaki
değişimin de ölçülmesini içerir. Hiçbir öğrenen örgüt bir gecede
yaratılmaz. Başarı; davranışların ve yönetim süreçlerinin özenli
gelişmesinin yarattığı, yavaş ve istikrarlı birikimden kaynaklanır.
Atılacak ilk adım, öğrenmeye elverişli bir ortamın gelişmesini sağlamaktır.
Analog Devices, Chaparal Steel, Xerox, GE ve diğer şirketler bu
konuda aydınlatıcı örneklerdir.
Akıllı İnsanlara Öğrenmeyi Öğretmek (Chris ARGYRIS)
Bir şirketin öğrenen bir örgüt olabilmesi için, önce öğrenmeyle
ilgili bir ikilemi çözmesi gerekiyor. Rekabet koşullarında rekabet
gitgide daha çok öğrenmeye bağlı hale geliyor ama çoğu insan nasıl
öğreneceğini bilmiyor. Dahası, çoğu kişinin öğrenmede başarılı olduğunu
düşündüğü kuruluş mensupları -önemli liderlik konumlarında bulunan
profesyoneller- aslında bu konuda pek başarılı değiller. Bu makalede,
Harvard İşletme Okulu profesörü Chris Argyris, örgütlerde öğrenmeyi
engelleyen insan davranışı modellerine göz gezdiriyor. Eğitim görmüş
profesyonellerin bu modellere neden yatkın olduklarını açıklıyor
ve firmaların kendi yönetici ve çalışanlarının öğrenme yeteneklerini
nasıl geliştirebileceğini anlatıyor. Etkin öğrenme doğru tutum ya
da motivasyon sorunu olamayıp daha ziyade insanların kendi davranışları
üzerinde akıl yürütme tarzlarının ürünüdür. Bir firmanın sorunlarıyla
ilgili kendi rollerini incelemeleri istendiğinde, çoğu insan savunmacı
davranır. Kabahati bir başkasına atar. Bu savunmacı akıl yürütme,
insanları, çözümünden sorumlu oldukları sorunlara katkıda bulunma
biçimlerini eleştirel olarak incelemekten alıkoyar. Yazara göre
çözüm şudur: Şirketler, yöneticilerin ve çalışanların kendi davranışları
üzerindeki akıl yürütme tarzlarını, örgütsel öğrenme ve sürekli
iyileştirme programlarının odağına yerleştirmek zorundadırlar. İnsanlara
kendi davranışları konusunda yeni ve daha etkin biçimlerde nasıl
akıl yürüteceklerini öğretmek örgütsel öğrenmeyi engelleyen savunma
mekanizmalarını alt eder.
Şirketinizin Beyninin Tamamını İşe Koşmak
(Dorothy LEONARD, Susaan STRAUS)
"Ya kendini yenileyeceksin ya da geri kalacaksın". Günümüzde
hemen hemen bütün işletmelere rekabetin dayattığı buyruk bu kadar
basit. Ne var ki bu buyruğun gereğini yerine getirmek güç; Çünkü
ancak farklı fikirler, algılama biçimleri ve enformasyon işleme
ve değerlendirme yöntemleri çatıştığında yenilik gerçekleşir. Bu
ise çoğunlukla dünyayı farklı biçimde gören aktörler arasında işbirliği
gerektirir. Sonuç olarak, fikirler arasında yapıcı bir şekilde gerçekleşmesi
gereken çatışma çoğu zaman insanlar arasında kısır bir biçimde gerçekleşir
hale gelir. Anlaşmazlıklar kişiselleşir ve yaratıcı süreç kesintiye
uğrar. Yeniliğin gelişmesini sağlamada başarılı yönetici, yazarların
yaratıcı törpülenme diye adlandırdığı, farklı yaklaşımların birbirini
yaratıcı bir biçimde törpülemesi sürecinin işlemesini nasıl sağlayacağını
kavrar. Her iki yazar da birçok firmayla yıllarca çalışmış ve yaratıcı
törpülenme sürecine işlerlik kazandırmasını bilen birçok yöneticiyi
gözlemiştir. Bu yöneticiler farklı insanların farklı düşünme tarzı
olduğunu bilirler. Bu düşünme tarzları analitik veya sezgisel, kavramsal
veya deneyime dayalı, toplumsal veya bağımsız, mantıksal veya değerlere
dayalı olabilir. Söz konusu yöneticiler, örgütlerinde, çeşitli yaklaşımlardan
ve perspektiflerden oluşan eksiksiz bir yelpazenin gerçekleşmesini
özellikle isterler ve bilişsel bakımından çeşitlilik gösteren insanların
diğer düşünme tarzlarına saygı göstermesi gerektiğini bilirler.
Yaratma sürecini disiplin altına almak için, birlikte çalışmayla
ilgili temel kurallar koyarlar. Her şeyden önce, yeniliği özendirmek
isteyen yöneticilerin yaratıcı törpülenmenin önünü açmak veya kesmek
için neler yaptıklarını incelemeleri gerekir.
Deneyimden En İyi Nasıl Ders Alınır? (Art KLEINER, George ROTH)
Kişisel yaşamımızda deneyim genellikle en iyi öğretmendir. Şirket
yaşamında ise öyle değildir. Önemli bir olaydan sonra birçok şirket
sendeler, geçmişin derslerine aldırışsız davranır ve hatalar tekrarlanır.
Tek tek insanlar size genellikle neyin yanlış (veya doğru) gittiğini
bildiklerini söyleyeceklerdir. Bununla birlikte bu insanların saptamaları
açıkça pek paylaşılmaz. Şirketin bunları analiz edip içselleştirmesi
ise daha da nadir bir şeydir. Neden? Çünkü yöneticilerin elinde
kurumsal deneyimi saptayacak, bundan çıkarılacak dersleri yaygınlaştıracak
ve etkin bir şekilde hayata geçirecek çok az araç vardır. Bu sorunu
çözmek amacıyla, MIT'de sosyal bilimcilerden, işletme yöneticilerinden
ve gazetecilerden oluşan bir grup, öğrenme tarihi adı verilen bir
araç geliştirmiş ve denemiştir. Bir şirketin yakın geçmişte yaşamış
olduğu hayati önemdeki bir olayın, tamamı yaklaşık iki sütun tutan
yazılı anlatımıdır. Sütunlardan birinde ilgili olaylar, o olayları
yaşayanlar, gözleyenler veya o olaylardan etkilenen kişiler tarafından
anlatılır. Öbüründe ise öğrenme tarihçileri -firma dışında eğitim
görmüş kişiler ve firma içinde konuyu iyi bilen kişiler- anlatıda
yinelenen temaları saptar, sorular ortaya atar ve tartışılamayacak
konuları belirlerler. Öğrenme tarihi, hem olaya katılmış olanlar
hem de olaydan ders çıkarabilecek başkaları için, grup tartışmalarının
temelini oluşturur. Yazarlar -ilkel topluluklardaki hikaye anlatma
geleneğine dayanan- bu aracın güven yaratabileceği, önemli sorunlar
ortaya atabileceği, şirketin bir bölümünden diğerine bilgi aktarabileceği
ve yönetimle ilgili, genelleştirilebilir bir bilgi bütünü oluşturulmasına
yardımcı olabileceği kanısındadırlar.
Şirketi Yeniden Yaratan Araştırma (John Seely BROWN)
Gelecekte şirket araştırma laboratuvarlarının ortaya koyacağı en
önemli buluş şirketin kendisi olacaktır. Şirketler teknolojideki
hızlı değişime ayak uydurup değişken işletme ortamının üstesinden
gelmeye çalışırken, araştırma biriminin sadece yeni ürünler ortaya
koymakla yetinmemesi ve şirketin sürekli yenilenmesinin sağlayacak
yeni teknolojik ve örgütsel mimariyi tasarlaması gerekiyor. Bu makalede,
Xerox'un Palo Alto Araştırma Merkezi'nin (PARC) müdürü John Seely
Brown, araştırmanın rolüyle ilgili bu farklı vizyonun arkasındaki
işletme mantığını ve bu vizyonu gerçekleştirmek için PARC'ın denediği
yöntemleri anlatıyor. PARC araştırmacıları, yeni teknolojilerin
ve ürünlerin yanı sıra yeni iş pratiklerinin de ilk örneklerinin
ortaya koyuyorlar. Büyük şirketlerin bütün kademelerinde doğal olarak
gerçekleşen "yerel yenilenme"yi destekleyecek yeni teknoloji
kullanımları tasarlıyorlar. Ayrıca teknolojik ve örgütsel yeniliklerin,
sadece Xerox'taki diğer birimlerle değil, şirketin müşterileriyle
de birlikte üretilmesi için yeni teknikler deniyorlar. Xerox'un
uğraş alanı teknolojidir ama Brown'a göre, uğraş alanı ne olursa
olsun her şirketin burada ortaya konan sorunlarla eninde sonunda
uğraşması gerekiyor. Geleceğin başarılı şirketinin insanların aslında
nasıl çalıştığını ve bu insanları daha etkin biçimde çalışmasına
teknolojinin nasıl yardımcı olabileceğini anlaması gerekiyor.
Mesleki Zekanın Yönetimi
(James Brian QUINN, Philip ANDERSON ve Syndey FINKELSTEIN)
Günümüzde bir şirketin başarısı fiziksel varlığından çok entelektüel
ve sistem kapasitesine bağlıdır. İnsan zekasının yönetimi ve bu
zekanın yararlı ürün ve hizmetlerle dönüştürülmesi hızla çağımızın
hayati önemde bir yönetim becerisi haline geliyor. Bu nedenle, bu
beceriye bu kadar az ilgi gösterilmesi şaşırtıcıdır. Şu temel sorulara
bile çok az yönetici sistemli cevap verebilir: Mesleki zeka nedir?
Mesleki zekayı nasıl geliştirebiliriz? Onu kaldıraç olarak nasıl
kaldırabiliriz? James Brian Quinn ve diğer iki yazara göre, bir
kuruluşun mesleki zekası şu dört düzeyde işler: Bilişsel bilgi,
gelişmiş beceriler, sistem kavrayışı ve kendi kendini motive eden
yaratıcılık. Kendi kendini motive eden yaratıcılığı besleyen kuruluşların
günümüzdeki hızlı değişim karşısında başarıya ulaşma olasılığı daha
fazladır. Yazarlar mesleki zekanın gelişmesini sağlayacak pratikleri
şöyle sıralıyorlar: En iyi insanları işe almak, gelişmeye zorlamak,
mesleki meydan okumaları artırmak, değerlendirip ayıklamak. Yazarlar
Merrill Lynch'ten NovaCare'e kadar bir dizi firmanın yeni yazılım
araçları, teşvik sistemleri ve örgütsel tasarım arasında bağlantı
kurmak suretiyle mesleki zekayı nasıl kaldıraç olarak kullanmış
olduğunu açıklamaktadır. Firmaların, geleneksel hiyerarşik yapıyı
tersine çevirmek ve kendi kendini örgütleyen ağlar yaratmak suretiyle
kendilerini mesleki zekanın değer yar0atma tarzına uyarlayabileceğini
öne sürmektedir.
|