|
KİTABIN ÖZETİ
Kitabın yazılışındaki amaç yeni nesillere Atatürkçü sistemi tanıtmak
ve modern Türkiye sentezini gençlere tanıtmaktır.
Atatürkçü düşünce kavramı değerlendirilirken; O'nu, kesinlikle
ilahlaştırmadan uzak, salt bir insan olarak kabul etme gereği vardır.
O'nun asıl kendine özgü niteliği, çok üstün yetenek ve dehaya sahip
bir insan olmasından kaynaklanmaktadır. Zaten Atatürk'ün kendisi
de hiçbir zaman bu anlayışın karşısında olmamıştır.
Burada asıl üzerinde durulması gereken konu, Atatürk'ün Dünyaya
bakış açısı, yaşam felsefesi ve çağdaş düşünce yargısı olmalıdır.
Atatürkçü düşüncenin önünde önyargısız, akıl ve bilim bulunmaktadır.
Yaşam boyu sorunların çözümünde mutlaka akıl ve bilimi rehber edinme
gereği vardır. Akıl ve bilimin dışına çıkmak ise hurafe ve safsatadan
başka bir şey değildir. Akıl ve bilimin dışına sapma ve saklanma
insanları karanlığa, yanılgıya hatta sonu gelmez belirsizliklere
götürür.
Atatürkçü düşünce gerçekçildir. Atatürkçü yaşam anlayışının mayasında
çalışmak, alın teri dökmek ve öğrenmek vardır. Bu kavramı unutan,
ihmal eden ya da umursamayan toplumlar, başka toplumların kulu kölesi
olmaya mahkumdurlar. Çağdaş uygarlığın peşinde koşmayı amaç edinmeyenler,
aydınlığın ve aydınlamanın bilincinde olmayanlar yok olmaktan kurtulamazlar.
Çağın uygarlık nimetlerinden pay almanın tek yolunun Atatürk'ün
yaşam anlayışında olduğunu unutmamak gerekir. Atatürkçü düşünce,
gerçekliğe dayalı olduğu için bireyin üretken, yaratıcı, özverili,
barışsever bir yapıya sahip olmasını bekler. Atatürkçü düşünce,
ulusal bütünlüğün, eşitliğin paylaşım ve katılımcılığın gerçekleşmesinden
yanadır.
Bu düşüncenin içinde ümmetçi değil, ulusçu, hümanist, çağdaş dünya
görüşü egemendir. Kemalizm'in özünde aşağılama ve aşağılanma asla
barınamaz, kendine güven, soyluluk ve saygınlık yatar. Atatürkçü
düşünce, insan haklarının yanında, her türlü haksızlık, saldırı
ve saldırganlığın karşısındadır. Bu düşünce her çeşit aydınlanmanın,
bilinçlenmenin, aydınlatmanın ve atılımın yılmaz destekçisi ve savunucusudur.
Atatürkçülük, özgür düşünceden yana olup, her çeşit bağnazlığa
ve yobazlığa karşıdır.
Atatürkçülük her tür sömürü ve haksızlığın karşısında, özgür düşüncenin,
özgürlüğün yanındadır. Kemalist düşünce kesinlikle dogma ve doktrin
düşüncesinden uzak kalmıştır. O nedenle Atatürkçülük donmuş kalıplara
oturtulmamıştır. Kemalizm pragmatik, devrimci, her tür yeniliğe
açık ve isteklidir.
Atatürkçülüğün temelindeki harçta, barış, hoşgörü, dostluk ve dayanışma
vardır. Bu düşüncede, bilime, sanata, yaratıcılığa, erdeme ve sevgiye
sonsuz bir bağlılık ve saygı bulunur.
Atatürkçü düşünce akılcıdır, devlet yönetiminde ve toplum hayatında
hurafe, yalan ve belirsizliklerin yerine aklı, bilimi ve aydınlığı
egemen kılmaya çalışmış, dinin istismar edilmesine, çıkar aracı
olarak kullanılmasına ve gericilik âleti durumuna getirilmesine
pozitif ilimlerle karşı çıkmıştır. En önemlisi de bu akılcı gelişmenin,
yenileşmenin ve değişimin devamını sağlamak, bir ideolojiye saplanıp
kalmamak için İnkılâpçılık kavramını tanıtmıştır. Atatürkçü İnkılâpçılığı
akılcılık ilkesinin topluma uygulanmasıdır. İnkılâbın hedefini demokrasi
ve barış oluşturur. Temelinde gerçekçilik, bilim ve us vardır. Bu
nedenle donmuş, katı ve sert ideolojilerden ayrılır. Atatürkçü İnkılâpçılığı
kendi kendini yenileme özelliği ile dinamik bir yapıya sahiptir.
Bir yandan yarattığı devleti güçlendirmeyi ve korumayı amaçlar,
bir yandan da uygar dünyanın gidişine ayak uydurmaya çalışır.
Modernleşen ve küreselleşen dünyanın getirdiği yeniliklerle gelenekçilik
ve kadercilik arasında bocalayan Türk milleti bu ikilikten aklın,
bilimin, mantığın ve tekniğin rehberliğinde kurtarılarak çağdaş
uygarlık yoluna sokulmuş, Türk kültürü yüceltilerek Türk milletinin
mutluluğu, huzuru, esenliği ve refahı sağlanmıştır.
Atatürk'ün miras olarak dogmalar, âyetler ve donmuş kurallar bırakması
düşünülemezdi bile; zirâ bunlar yeniliklerden ve onun getireceği
değişik düşünce sistemlerinden, gelişmeden ve bilimden korkan saplantılı
bağnaz beyinlerin ürünüdür. Bir millet akla ve bilime, millet egemenliği
ve demokrasi ilkelerine uygun hareket etmezse sonunda yok olmaktan
kurtulamaz. Böyle bir örneğe Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle tanık
olan Atatürk sonuç olarak Türkiye'nin gelişmesi, yenileşmesi ve
millî bir anlayışla çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması ve dahası
bu evrimin kalıcı olması için akıl, bilim, zekâ ve sanatın yol gösterici
olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmuş ve bunların sürekliliğini
sağlamak için Atatürk İlke ve İnkılâplarını rehber olarak ortaya
koymuştur.
Sonuç olarak, modern Türkiye'nin Atatürkçülük anlayışı sürekli gelişime
ve değişime açık bir sistem ve dimağlar istemektedir. Bu da eski
nesil Cumhuriyet çınarlarının Ata'yı ve düşüncelerini yeni nesillere
aktarabilmesine bağlıdır.
|