| Kitabın Adı | Coğrafyadan Vatana |
| Kitabın Yazarı | Remzi Oğuz ARIK |
| Yayınevi ve Adresi | Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara |
| Basım Yılı | 1990 |
|
KİTABIN ÖZETİ Yazar eserini ''Coğrafyadan Vatana, Gurbet-İnmeyen Bayrak, Köy
Kadını ve Memleket Parçaları '' adı altında dört bölüm altında işlemektedir. Yazar Anadolu'nun ilk yerleşmiş insanının, toprağına tesadüfen gelip yerleştiğini ve onu toprağına bağlayanın ilkin midesi olduğunu, mideleriyle bağlı oldukları bu topraklar için dövüş ettiklerini biliyoruz diyor. Fakat bunlar vatanın doğuşunu göstermez. Kendimize madde olarak menfaat temin etmediği zaman bile yoluna can verebilecek toprak: İşte vatan budur demektedir. Yazara göre insanların toprak uğruna çekinmeden can verebilmelerinin nedeni ise hatıralardır. Bu hatıralar olmasa insanın, toprağı vatan, edinmesi imkansızdır. Bu hatıraların doğması, insanın o toprakta yaşaması ile mümkündür. Bu hatıraların sönmemesi, kaybolmaması,insan nesillerine taze bir güç olarak geçebilmesi: Tarih ile mümkün olmaktadır. Hatıralar yumağına tarih diyoruz. Yaşayan nesiller bu yumağı çözerler şuurlarında işlerler: Vatan denen büyük gerçek böyle doğar. Yazar bu bölümün içerisinde "Tarihimizin öğrettikleri, Rejiyonalist
kimdir, Milliyetçiliğimiz, Milliyetçiliğimizin merhaleleri, Türkiye'nin
yükseltilmesi'' gibi başlıklar altında Türklerin tarihinden, Türkiye
ile Anadolu'nun aynı anlamı taşıdığını ve Türklerin Anadolu'yu vatan
olarak benimsediğini vurgulamaktadır. Yazar Türk milliyetçiliğinin
her şeyden önce, her şeyin üstünde yurdunu, milletini sevmesidir
demektedir. Türk milliyetçiliğinin merhalelerini tarihsel olaylar
ışığında ele almakta, Türk milliyetçiliğinin üçüncü ve son merhalesinin
Anadolu Kurtuluş Savaşıyla başladığını söylemektedir. Türkiye'nin
yükseltilmesi için örnek insanların yetiştirilmesi gerektiğini,
örnek olma şartlarının birincisi ise, örnek dediğimiz insanın, Türkiyemizin
Türk çocuğu olması teşkil edecektir. Fakat hiçbir zaman sadece Türkiyeli
olmak, Türkiye kaderine hakim olmak için ve örnek insan sayılmak
için yetmez; Türkiye'ye layık olmak da lazımdır demektedir. Yazar gurbetin Türklerin Orta Asya'dan gelirken edindiğimiz, henüz dindiremediğimiz bir sızı olduğunu ifade etmektedir. Anadolu'ya gelirken arkada ne kadar çok medeniyet, devlet, yurt, hatıra, sevinç ve eziyet bıraktık.Bunların zaman içerisinde yok oluşunu gördük ve yurtlarımızın hayali gözlerimizde asılı kaldı. Kendimizi hep gurbette hissettik ama son ve ebedi yurdumuzda artık gurbetin bitmesi gerektiğini söylemektedir. Yazar dünyayı iki gruba ayırmaktadır. Bunlar usta ve çömezlerdir. Usta, Avrupa ve Amerika; çömezler ise, geri kalanlardır demektedir. Deha yetiştirmeyen, şaheser vermeyen cemiyetler ustaya esir olmuş çömezlerdir. Ustanın kendi yoluna ölmedikleri, kendine yalan söyledikleri için çömezlerden memnun olmadığını ifade etmektedir. Asırlardır ustanın, çömezlere laf ve yalandan başka bir şey vermediğini ifade etmektedir. Bütün dünya çömezlerinin bunu anlamaları için Selçuklu ve Osmanlı tarihi boyunca akıp gelen Haçlı seferlerine, Rusya'nın, Avusturya'nın Venedik'in bize reva gördükleri arkadan vuruşları, 93 seferini, Balkan Harbini, İstiklal Harbimizin bütün suikastlarını göz önüne getirsinler: Avrupa veya Amerika'nın ne getirdiğini, ne öğrettiğini görürler demektedir. Yazar giyimde, sanatta, şiirde, kültürde Avrupa ve Araplardan etkilenip Türkmenlerden gelen kendi Türk kültürüne bazı aydınlarımızın uzak kaldığını vurgulamakta ve Alaturka ve Alafranga işlerden topluma fayda gelmeyecegini anlatmaktadır. Yazar üçüncü bölümde Köy Kadını, Köylü ve Keven adlı başlıklar altında köylü kadını olarak Türk kadınını ifade etmektedir. Köylü kadının, çocuklarını büyütmek için çektiği sıkıntıları, evin geçimine katkı sağlamak için tarlada bedenen çalıştığını evde ise el becerisini kullanarak nakış, halı ve kilim dokuma gibi el işlerini yaparak maddi katkı sağlamakta olduğunu söylemektedir. Yazar köylü kadınını Türk kültürünü gelecek nesillere aktararak çok büyük fedakarlıklarda bulunan aile ve toplumun temel taşı olarak görmektedir. Yazar son bölüm olan "Memleket Parçaları" kısmında ise "Güzelliklerimizin Fethi, Kimsesiz Güzellikler, Adana, Yağmurdan Sonra Adana, Mardin, Tarihte Kayseri, Boğazköy, Alaittin tepesi, Bergama Yolunda, Çanakkale Alanlarında, Erzurum'a Övgü, Bir İstanbul Mektubu, Başka Bir İstanbul Mektubu, Yok Olası Ayrılık'' başlıkları altında bahsedilen yörelerdeki tarihi eserleri ve tarihi olayları Türk tarihi ve kültürü açısından incelemektedir. Yazar "Yok Olası Ayrılık" bölümünde ise hemşehriciliğin ve mahalli ayrımcılığın Türk devleti ve milletini zayıflattığını ve hatta bölerek yok olmasını sağladığını ifade ederek şunları söyleyerek romanını bitirmektedir. Bu yamalı coğrafyayı yekpare vatan yapmak için dokuz yüz yıldır, sınır sınır boşanan Oğuz boylarının kanı namına ayağa kalkıyoruz : "Hemşehriler! Bu yok olası, mahalli ayrılıkları kaldırınız. Bu memleket, ona layık olanlar elinde yekpare ve müşterek vatan olmazsa müstemleke olacaktır!" |
|