|
KİTABIN ÖZETİ
Türkiye'nin savunma ve güvenlik ihtiyaçlarının dünyadaki genel
gelişme çizgisinden farklı olarak her geçen gün bir öncekine göre
arttığı, ülkedeki siyasal ve ekonomik istikrarsızlığın buna önemli
ölçüde katkıda bulunduğu ve içinde bulunulan coğrafyanın Türkiye
açısından getirdiği bazı dezavantajlara değinen kitapta; Orta Doğu;
Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, İran, Irak, İsrail ve Suriye'nin
dış politika hedefleri açısından, Türkiye merkezli olarak sosyal,
siyasal, ekonomik ve askeri yönleri ile değerlendirilmiştir.
Yazar konuyu üç ana başlıkta incelemiştir. Özellikle 1990 sonrası
dönemde Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerinin işlendiği
Birinci Bölüm'de Orta Doğu neresidir? sorusuna cevap verilmiştir.
Bilindiği üzere bu konuda değişik kaynaklarda değişik tanımlamalara
rastlanmaktadır. Yazar bölgeyi; kuzeyde Türkiye, doğuda İran, güneyde
Arabistan yarımadası ve Sudan, batıda ise Mısır ile sınırlanan bir
coğrafya olarak nispeten dar biçimde tanımlamıştır. Bu çalışmada
ise Türkiye'yi yakından ilgilendiren bölgeler üzerinde durmuştur.
Soğuk Savaş sonrası dönemin sıkça ifade edilen değeri küreselleşme
ile birlikte, bu dönemde yükselen ve bölgesel düzeyde de olsa krizlere
ve çatışmalara neden olan etnik, dinsel, kültürel farklılıklar,
üzerinde durulması gerekli olgular olarak tespit edilerek bölge
politikalarına etkisi incelenmiştir. Bölgede çok uzun zamandan beri
var olan terorist faaliyetlere değinilmiş ve bu kapsamda Suriye'nin
su sorunu nedeniyle teröre verdiği destek ele alınmıştır.
1991 yılı Ekim ayı içinde Madrid'de toplanan Orta Doğu Barış Konferansı
ile birlikte başlayan barış sürecinin getirdiği yeni açılımlar ve
bunun gerisindeki nedenler açıklanmış, ilgili ülkelerin iç politikalarındaki
problemlerinin dış politikalarına nasıl yansıdığı üzerinde durulmuş
ve bunun söz konusu barış süreci üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri
değerlendirilmiştir.
Soğuk savaş sonrası dönemde artan belirsizliklerin, giderek sertleşen
dinsel ve etnik hareketlerin, Hazar petrolleri ve ortak bölgesel
çıkarların Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri'ni birbirine
zorunlu olarak yakınlaştırdığı Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa
ile olan uzunca bir zamandan beridir girmiş olduğu politik ve ekonomik
rekabetin, İsrail'in bölgedeki yalnızlığının ve Türkiye'nin yarım
yüzyıllık laik demokratik ilkeleri benimsemiş bir Müslüman müttefik
ülke olma özelliğinin bu yakınlaşmayı desteklediği konusuna yer
verilmiştir.
İkinci Bölümde İran ve Suriye'nin etnik, dinsel, ekonomik, askeri
yapısı ve bunun dış politika üzerinde halihazırdaki etkisi ile önümüzdeki
dönemlerde ortaya çıkabilecek muhtemel yansımaları değerlendirilmiştir.
İran'ın 61 milyon olan nüfusunun 25 milyonunun Türk kökenli olduğu
ve Körfez Savaşından sonra büyük çapta silâhlanmaya para ayırdığı
vurgulanan olgulardan önemlileridir. Dünya petrol rezervinin önemli
bir bölümüne sahip olan İran'ın dinsel rejimle yönetiliyor oluşu,
terörizme verdiği destek ve rejim ihracı çabalarının batıda endişe
ile karşılandığı vurgulanmıştır.
Yazara göre; bölgeden dünyaya petrol akışının kesintiye uğramamasını
arzu eden Amerika Birleşik Devletleri bu tür bir kesintiyi kendisi
açısından da tehdit olarak algılamaktadır. Türkiye'nin doğu ve güney
komşularının antidemokratik yönetimleri ve irrasyonel politikaları
Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçlarını artırmıştır.
Suriye'nin teröre verdiği desteği su sorunu ve Hatay ile ilişkilendiren
yazar, Orta Doğu barış sürecinin başarıya ulaşması durumunda Suriye'nin
ilgisini Türkiye üzerinde yoğunlaştırabileceğini, SSCB'nin dağılmasından
sonra yalnızlığa düşen bu ülkenin durumunun iyi analiz edilmesinin
ve önleyici politikalar üretilmesinin gerekliliği üzerinde durmuştur.
Kitabın üçüncü ve son bölümü Kuzey Irak'taki gelişmelere ve Çekiç
Güç'ün bu bölgedeki faaliyetlerine ayrılmıştır. Körfez Savaşı'ndan
sonra 36ncı paralelin kuzeyinde kalan ve Irak hükümetinin etkinlik
alanından fiilen çıkarılmış olan Kuzey Irak bölgesinin neden Türkiye'yi
doğrudan ilgilendirdiği belirtilerek, 1990'dan sonra hız kazanan
PKK terörü ile, bölgede etkin konuma sahip olan iki büyük Kürt grubu
olan KYP ve KDP'nin hedefleri, aralarındaki güç mücadeleleri, Amerika
Birleşik Devletleri ve Türkiye ile ilişkileri üzerinde durulmuştur.
Kuzey Irak konusuna İran'ın gösterdiği yakın ilgiye karşılık Suriye'nin
daha geriden izleyen bir tutum takınmasını dış politikadaki önceliklerinin
farklılığına bağlayan yazar, Türkiye'nin Kuzey Irak konusunda belirgin
olarak ortaya konmuş bir politikasının bulunmadığını belirtmekte
ve sık sık gündeme getirilen bağımsız Kürt devleti kurulması söylemlerine
karşı Irak'ın toprak bütünlüğüne sahip çıkılmasının özel önemine
dikkat çekmektedir.
Irak'ın parçalanmasının Türkiye yönelik bölücü terör siyasi destek
sağlayacağı, ayrıca Arap ülkelerinin Türkiye'ye yönelik olarak Türkiye
- İsrail ilişkileri nedeniyle zaten var olan olumsuz tepkisini artıracağı
değerlendirilmiştir.
Kuzey Irak'ta görev yapan Çekiç Güç'ün ortaya çıkış nedenleri, askeri
yapısı komuta bağlantıları ve görevinin neler olduğu konusu genel
mahiyette ele alınarak açıklanmıştır.
Üçüncü Bölümün son alt başlığı ise Türkiye ile güney komşuları Irak
ve Suriye arasında Fırat ve Dicle sularının kullanımına ilişkin
olarak ortaya çıkan su sorunu ile Orta Doğu ülkelerinin içme suyu
ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak 1980'li yılların ikinci
yarısından sonra gündeme gelen ve Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin
sularının boru hatları ile Arap yarımadasına kadar götürülmesi anlamına
gelen Barış Suyu Projesi'ne ayrılmıştır.
Su sorunları kapsamında şimdiye kadar yapılmış olan anlaşma ve protokollerden
söz edilerek, gelinen durumda Türkiye ve Suriye'nin sorunun çözümüne
ilişkin tezleri açıklanmıştır.
|