|
KİTABIN ÖZETİ
Hikayeyi kahramanımızın dilinden dinliyoruz. Kahramanımız küçük
bir çocuk. Bir gölün çevresinde sıralanmış bir sıra köyün birinde
Unternsee'de, annesi, babası, ağabeyi ve kız kardeşi ile birlikte
yaşamaktadır. Okula gitmekte, bütün boş zamanını ise ağaç tepesinde
geçirmektedir. Ağaç tepesinde olmak onun için uçmak kadar güzeldir.
Ağaç tepesindeyken onu rahatsız eden her şeyden uzaktadır. Ne annesinin
rahat bozan ne de ağabeyinin görev yükleyen sesini duymaktadır oradayken.
Ağaç tepesinde ders çalışmakta, yemek yemektedir. Bir ağaç evi yapmış,
yaşlanınca bile ağaç tepelerinden vazgeçmeyeceğini düşünmektedir.
Kahramanımızın asıl anlatmak istediği köylerinde yaşayan ilginç
bir ihtiyar, Bay Sommers. Onu Bay Sommers diye tanıyor herkes. İlk
adını, mesleğini yada nereden geldiğini kimse bilmiyor. Yine de
gölü çevreleyen köylerde sorsanız tüm gününü yürüyerek geçiren Bay
Sommers'ı tanımayan yoktur. Bayan Sommers bütün haftasını bezden
bebekler yaparak geçirmektedir. Hazırladığı bebekleri her Cumartesi
bir kutu içerisinde postahaneye götürmekte, dönüşte de evin bir
haftalık alışverişini yapmaktadır. Bay Sommers ise sürekli yürümektedir.
Elinde boyundan uzun bir değnek, sırtında, içinde bir dilim yağlı
ekmek ve yağmurlu havalarda giyilmek üzere uzun bir muşamba bulunan
bir sırt çantası, hava aydınlanmadan evden çıkıp kar kış demeden
hiç durmadan yürüyüp akşam hava karardıktan sonra eve dönmektedir.
Dinlendiğini, harhangi bir yerde durup bir şey incelediğini her
hangi birine selam verdiğini gören yoktur. Tam bir cümle söylediğini
duyan bile olmamıştır.
Bir Pazar günü kahramanımız babasıyla atyarışı izlemekten dönmektedir.
Babası hiç at yarışı oynamamasına rağmen çok büyük bir at yarışı
meraklısıdır. Yarışları takip eder, her yılın şampiyonlarını ezbere
sayabilmektedir. Yarış sonrası arabayla eve dönerken korkunç bir
fırtınaya yakalanırlar. Önce kara bulutlar gökyüzünü kaplar. Daha
sonra iri iri taneler düşmeye başlar. Yağmur öylesine artar ki yol
bir anda su içinde kalır. Silecekler yağmurun hızına yetişememektedir.
Derken yağmur doluya çevirir. Yer gök binlerce buz tanesiyle dolmuştur.
Arabayı durdurup korku içinde dolunun dinmesini beklerler ve biraz
sonra fırtına etkisini kaybeder ve tekrar yola devam ederler. Kahramanımız
yolun ilerisinde bir karaltı görür. Biraz yaklaştıklarında bu karaltının
elinde sopasıyla yürümekte olan Bay Sommers olduğunu görürler. Üzerinde
muşambası olmasına rağmen sırılsıklam olmuş fakat her zamanki hızıyla
yürümektedir. Arabayla yaklaşıp Bay Sommers'i evine bırakmayı önerirler
ama Bay Sommers hiç istifini bozmaz. Israr ederler ve hiç beklemedikleri
bir şey olur, Bay Sommers durur, onlara döner ve " E beni rahat
bıraksanıza artık" der ve tekrar yola koyulur. Arabayla oradan
uzaklaşırken kahramanımız arka pencereden Bay Sommers'a bakar. Onun
koca koca açılmış gözlerle, çenesinden sular akarak yürürkenki yüz
ifadesini bir daha unutamayacaktır.
O ağaç tepelerinde dolaşan çocuk artık büyümektedir. Bisiklete binmeyi
öğrenmiştir, kendisi için çok büyük olmasına rağmen, annesinin olan
bisikletini kulanarak bitişik köye piyano derslerine gitmektedir.
Piyano öğretmeni yaşlı, bekar bir bayandır ve çok sert bir öğretmendir.
Bir gün elinde olmayan sebeplerle derse geç kalır. Öğretmeni onu
dinlemeden azarlamaya başlar. Derste iyi geçmez, bir türlü parçayı
öğretmeninin istediği gibi çalamaz ve sonuçta iyice sinirlenen öğretmeni
onu dersten kovar. İyice üzülen kahramanımız hayatın adaletsizliğine
isyan eder ve intihar etmeye karar verir. Tabi ki aklına gelen tek
yol yüksek bir ağacın tepesinden kendini boşluğa bırakmaktır. Bölgedeki
en yüksek ağaca gider. Uygun bir dala çıkar ve yavaş yavaş dalın
ucuna doğru ilerlemeye başlar. Bir yandan da kendi cenazesini hayal
etmektedir. Bütün köy mezarı başında toplanacak ve ona yaptıkları
adaletsizliklerden ötürü pişmanlıklarını dile getireceklerdir. Dalın
ucuna gelip tam kendini boşluğa bırakacakken aşağıdaki açıklığa
birisinin geldiğini fark eder. Gelen Bay Sommers'dir. Önce ağacın
etrafını turlayan Bay Sommers etrafta kimsenin olmadığından emin
olunca sırt çantasından ekmeğini çıkarır ve yer. Daha sonra ağacın
kökleri arasında yere uzanır ve tüyler ürperten bir sesle inler.
Daha sonra hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkar, sırt çantasını
kaptığı gibi yürümeye devam eder.
Aradan beş yıl geçmiştir. Köy televizyonla tanışmış ancak henüz
her eve girmemiştir. Bayan Sommers ölmüş, Bay Sommers'ta yakındaki
bir çatı katına taşınmış, yürüyüşlerine devam etmektedir. Artık
köy halkı Bay Sommers'in haline alışmıştır. Bir akşam kahramanımız
arkadaşının evinde televizyon seyrettikten sonra bisikletle hızla
eve dönmektedir. Süratle ilerlerken birden bisiklet zincir atar,
onu tamir ettikten sonra göl kıyısındaki çalılarda elini temizlerken
gölün kıyısında birinin dikilmekte olduğunu görür. Bay Sommers beline
kadar suya girmiş karşı kıyıya bakmaktadır. Kahramanımız önce ne
olduğunu anlamaz. Bay Sommers'ın gölde bir şey aradığını düşünür.
Derken Bay Sommers azimle derin sulara doğru yürümeye başlar. Su
yavaş yavaş yükselir ve Bay Sommers suların içinde kaybolur. Kahramanımız
öylece olanları izlemektedir, bırakın koşup yardım çağırmayı, olduğu
yerden kıpırdıyamaz. Aklında sadece o fırtınalı günde Bay Sommers'ın
yüzünde gördüğü acı dolu ifade ile ağacın tepesinde kendisini boşluğa
bırakmak üzereyken duyduğu tüyler ürperten inleme vardır. Hiç bir
şey olmamış gibi eve geri döner. Kimseye birşey söylemez. Bay Sommers'in
yokluğunu önce ev sahibi hisseder kira geçikince. Köy halkı bir
süre konuşur Bay Sommers'a neler olduğunu ve ilk defa onun ilk ismini
öğrenirler gazetelerdeki kayıp ilanından. Bay Sommers'dan bir daha
haber alınamaz. Nereden geldiğini bilmedikleri yaşlı adamın nereye
gittiğini de hiç bir zaman öğrenemeyeceklerdir.
|