|
KİTABIN ÖZETİ
Kitabın yazarı CLAUDE FARRERE 1876-1957 yılları arasında yaşamış,
dünyaca tanınmış bir Fransız romancı ve hikayecidir. Hayata deniz
subayı olarak atılmıştır. Görevi gereği Türkiye'ye birkaç defa gelmiş
ve Türk dostlar edinmiştir. 1919 yılında ordudan ayrılmış ve daha
sonra da Atatürk'ün davetlisi olarak Türkiye'ye tekrar gelmiştir.
Türkiye ve Türklere karşı çok büyük bir manevî yakınlığı olan CLAUDE
FARRERE'nin bu eserini okuyunca yazarın gerçekten inanılmaz derecede
Türk sevgisi ile dolu olduğunu ve bir o kadar da ileri görüşlü bir
kimse olduğunu anlıyoruz. I. Dünya Savaşında ve daha sonra, Fransa'nın
Türklere karşı cephe almasını tenkit eden yazar; bunun, Orta Doğu'ya
hakim olan Fransız kültür ve medeniyetinin sonu demek olacağını
açıkça belirtmektedir. Hatta yazar, bu düşüncesini "Türkiye'nin
bozgunu, Fransa'nın bozgunu demektir; Yunanlıların zaferi, medeniyetin
gerilemesi demektir..." sözleriyle ifade etmiştir. Yazarın
bu kehaneti 15-20 yıl içinde gerçekleşmiş, Osmanlı İmparatorluğunun
yıkılmasıyla Fransız kültürü de Orta Doğu'dan silinip gitmiştir.
Eserin dikkati çeken bir özelliği de, yazarın, cahil bulduğu Fransız
okuyucusunu, Türkiye-Fransız dostluğunun temellerine indirebilmek,
iki ülkenin ne kadar eski dost olduğunu ve her iki ülke açısından
da bu dostluğun mutlaka devam etmesinin ne kadar gerekli olduğunu
Fransız halkına anlatma amacına yönelik olmasıdır. Bu bakımdan işin
pek kolay olacağını sanmadığını, ama cehaletle mücadele etmeyi de
kendisine bir görev bildiğini kitabında itiraf etmektedir.
Fransız yazar, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında Fransa'da
yayımlanan gazetelere yazdığı yazılarda, daima Türklerin tarafını
tutmuştur. Bu yüzden kendi ülkesinde ve Avrupa'da çok hakarete uğramıştır.
Bir makalesini şu cümleler ile bitirmiştir. "... Ve eğer Fransız
olmasaydım, Yunanistan'a karşı, İngiltere'ye karşı, hemen hemen
bütün Avrupa'ya karşı Ankaralı dostum Kemal Paşa'nın yanında öyle
candan savaşırdım ki !..."
CLAUDE FARRERE, Türklerin manevî gücünü, cesur, iyi niyetli, namuslu,
vefalı, fedakâr, dürüst, zayıflara ve iyilere karşı inanılmayacak
kadar yumuşak olma gibi birçok özelliğinden kaynaklandığını yazmaktadır.
Türklerin bu özelliklerini anlatmak için kitabında birçok tarihî
olaya ve bizzat yaşadığı olaylara yer vermektedir.
Ayrıca yazar, Türklerin nazik ve sakin insanlar olduğunu belirterek,
kuvvetlerini hayvanları, çocukları ve kadınları dövmek için asla
harcamadıklarını belirtmektedir. Bunu daha iyi anlatmak için de
İstanbul'da kendi yaşadığı iki olayı "kedi hikâyesi" ve
"köpek hikâyesi" başlıklı anılarıyla çok güzel anlatmıştır.
Yazar, Osmanlı devletinin son dönemlerinde var gücüyle Türkleri
desteklemiş, her alanda Türkleri savunmuş ve destek vermiştir. Osmanlı
Devleti yıkılınca büyük bir üzüntü duymuş ve hayal kırıklığına uğramıştır.
Bu ruh haleti içinde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletine
de pek sempatik bakmamıştır.
Yaptığımız devrimlere ve çağa ayak uydurma çabalarımıza olumlu bakmamaktadır.
Bunda yeni kurulan Cumhuriyetimizin tam bağımsızlık yolunda, özellikle
Fransız kültüründen uzak bir şekilde gelişmesi, yazarı memnun etmemiş
görünmektedir. "Belki de yanılıyorum, ama Türkler eski hayatlarıyla
bir ilgi kurmadan yeni bir hayata kavuşmak için giriştikleri tecrübede
başarılı olabilirlerse çok şaşarım. Bana öyle geliyor ki, bugün
kendilerine menfur gibi görünen, ama onlar için tek kurtuluş yolu
olan mazilerine yavaş yavaş dönmek zorunda kalacaklardır !"
cümleleriyle bu yanılgısını dile getirmektedir.
Genç ve yeni Türkiye bu çok zor ve insanüstü çabanın başarısına
erişmiş. Claude Farrere gibi Türkleri ve Türkiye'yi gerçekten seven
ve hatta Türkler için, asırlık bir düşmanlığın kiniyle kötü düşünen
batılı birçok yazar ve düşünürün tahminlerinin yanlışlığını ispat
etmiştir.
|