|
KİTABIN ÖZETİ
Yazar, sosyolojik yönden Türk devlet ve toplum yapısındaki değişiklik
ve gelişmeleri tarihî akış içerisinde ele alarak değerlendirdiği
eserin birinci bölümünde; Osmanlı sistemi ile toprak düzeninin merkezi
iktidara dayandığını, bu özelliğin ekonominin serbest piyasa ekonomisi
kuralları içinde olmasını ve sermaye birikimini engellediğini, batılılaşma
çabalarının, devlet üzerindeki batı denetimini ve ekonomik baskıyı
artırmaktan başka bir işe yaramadığını, buna karşılık Atatürk'ün;
batılılaşmayı, ülkeyi batı baskısından kurtarmada bir araç olarak
kullandığını anlatmaktadır.
Yazara göre, Osmanlının son dönemindeki siyasal birikimini, dine
ve padişah otoritesine dayalı bir anayasal monarşi ile milliyetçilik
akımları etkisinde parçalanmış yabancı denetimi altında bir devlet
yapısı, ideolojik birikimin temelini ise imparatorluğun çöküş döneminde
gecikmiş olarak ortaya çıkan, Türk Milliyetçiliği akımı oluşturmaktadır.
Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal'e dağılan, parçalanan ülkenin tüm
siyasal ve kültürel yapısını değiştirmek için bir araç olmuştur.
Atatürk siyasal inkılâpları ile eğitim, kültür ve hukuk alanındaki
yenilikleri, batı dünyasının yüzyıl önce geçirmiş olduğu toplumsal
ve ekonomik değişmeleri hızla gerçekleştirmenin aracı olarak kullanıyordu.
Böylece çağdaş ve dışa dönük bir toplum modeli yaratmayı amaçlamıştır.
Yeni Cumhuriyetin amacı dış denetimden arınmış girişimci ruhlu millî
bir sermaye sınıfı yaratmaktır. Bu siyasetin temeli olarak 1923
yılında Cumhuriyetin sahip olduğu toplumsal ve ekonomik yapıyla,
Atatürk'ün kurmuş olduğu ilkeleri esas alınmış, ekonomi siyasetinin
ana ilkeleri İzmir İktisat Kongresinde belirlenmiş ve geliştirilmek
istenen sermaye sınıfına ise devletçilik ilkesi ile yön verilmiştir.
İkinci bölümden itibaren ise 20'nci yy'da Türkiye ve dünyada ortaya
çıkan gelişmeler değerlendirilerek, 21.yüzyıl Türkiye'sinin durumunun
belirlenmesinde dış dünyadaki gelişmelerin ve uluslar arası sermayenin
etkili olacağı, en büyük adımı ise Avrupa Birliğine girme isteğinin
oluşturacağı, dağılan Türk Cumhuriyetleriyle artan ilişkilerin,
ekonomiyi olumlu yönde etkileyeceği yönünde görüş ileri sürülmektedir.
Küreselleşme çerçevesinde bir bölgesel güç olarak dünya arenasına
çıkmasının ise bölgede komşularıyla iyi ilişkiler geliştirebilmesinin,
dünya üzerinde Japonya'dan ABD'ye kadar çeşitli ekonomik ve siyasal
ittifaklar oluşturabilmesine bağlı olduğu, ancak halen Türk ekonomisinin
belli aşamaları geçirmiş olmakla beraber sağlam ve sağlıklı yapıya
kavuşamadığı ve dış dünyaya bağlı hareket edemediği değerlendirmesi
yapılmaktadır.
1950 yılında çok partili döneme geçişle birlikte, ulusal sermaye
sınıfı da belirginleşmeye başlamıştır. 1950'den sonraki gelişmeler
döneminden itibaren çoğu zaman siyasî mülahazalarla ve siyasal alanda
demokratikleşmeye paralel olarak, Atatürkçülük'ten bazı sapmalar
ortaya çıkmıştır.
1980 sonrası yaşanan ekonomik gelişmeler; 21'nci yüzyıl Türkiye'si
açısından tarım kesiminin de artık sanayi ülkelerindeki yapıya yavaş
yavaş yaklaştığını göstermektedir.
Yazar önümüzdeki dönemde Türkiye'nin içinde bulunduğu sosyal, siyasal
ve coğrafi konum itibarıyla karşılaşabileceği durumlar hakkında
şu değerlendirme ve tahminleri yapmaktadır;
Toplumsal yapının ve değişmenin göstergesi incelendiğinde teknolojik
gelişme ile nüfus artışının ters orantılı geliştiği görülmüştür.
Demografik dağılımın bozukluğu kaynakların etkin kullanımını zora
sokmaktadır. İlk ve orta öğretimle birlikte yüksek öğretim durumu
incelendiğinde, gerek nitelik, gerekse nicelik bakımından 21'nci
yüzyılda Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak olduğu görülmektedir.
Devlet, çalışan nüfusun sosyal güvenlik ihtiyaçlarını karşılamada
son derece yetersiz kalmakta, sosyal devlet statüsüne uygun hareket
edememektedir. Türkiye'nin en önemli sorun alanları, fiziksel, hukuksal,
siyasal ve toplumsal olarak kent hukuku dışında gelişmiş olan eski
gecekondu bölgeleri olacaktır.
Yazar, önümüzdeki yüzyılda Türkiye'nin, Amerika Birleşik Devletleri,
büyük sermaye ve askerî bürokrasi olmak üzere üç merkezli gücün
yönlendirileceğini, dış dünyadan gelen siyasal, ekonomik ve kültürel
alanlarda farklı etkileri olan küreselleşme, kaçak yapılaşma ile
simgeleşen ve tüm siyasal ahlâkı da pençesine alan bir yağma kültürünü
temsil eden kentleşme, hem Cumhuriyetin tarihinden gelen hem de
evrensel oluşumların desteklediği, katılım ilkesinin yaygınlaşmasında
ve etkinleşmesine dayalı olan demokratikleşmeden oluşan üç temel
sürecin etkisinde kalacağını düşünmektedir.
Gelecek yüzyılda, Türkiye'deki toplumsal sınıflar ile siyaset arasındaki
ilişkiler bire bir ekonomik kökenli olmayacağı, buna karşılık ideolojik
oluşmaların da bu ilişkileri önemli ölçüde etkileyeceği gözlenmektedir.
Türkiye gelecekte üç temel sürecin etkisinde kalacaktır. Birincisi,
dış dünyadan gelen siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda farklı
etkileri olan küreselleşme, ikincisi, kaçak yapılaşma ile simgeleşen
ve tüm siyasal ahlâkı da pençesine alan bir yağma kültürünü temsil
eden çarpık kentleşme, sonuncusu ise, hem Cumhuriyetin tarihinden
gelen hem de evrensel oluşumların desteklediği, katılım ilkesinin
yaygınlaşmasında ve etkinleşmesine dayalı olan demokratikleşmedir.
Önümüzdeki yüzyılda, Türkiye'yi yönlendirecek belirleyici güçler
de üç merkezli görünmektedir. Birinci güç, dış dünyanın belirleyiciliği
açısından tarihsel olarak da Türkiye'nin biçimlenmesinde önemli
roller oynamış ve küreselleşme süreci ile bu konumu iyice kurumlaşan
Amerika Birleşik Devletleri, ikinci güç; gelişmesi için kendisine
destek verilmiş olan ve sonunda kitle iletişim araçlarının mülkiyetine
de sahip olarak bu gücünün doruğuna ulaşmış olan büyük sermaye,
üçüncü güç ise, Türkiye'nin çağdaş bir millî devlete geçişinde rol
oynayan, bölücü terör ve şeriat tehdidi karşısında yeniden ön plâna
çıkan askerî bürokrasidir.
Küreselleşmenin birinci niteliği, siyasî ve askerî alanda Amerika
Birleşik Devletlerinin egemenliği ve dünya jandarmalığı rolüne soyunmuş
olması, ikinci niteliği, ekonomik alanda uluslar arası sermayenin
egemenliği, üçüncü niteliği tüm dünyada bir örnek tüketim kültürü
oluşturulması, dördüncü niteliği ise mikro milliyetçilik akımlarını
güçlendirmesidir.
Yazar kitabında, 21. yüzyıla girerken Türkiye'nin toplumsal yapısını
ve değişmesini dış dünyadaki gelişmelere paralel olarak ele almış,
ülkede yaşanan sorunlara tarihsel perspektifte siyasal ve ekonomik
oluşumlara objektif olarak çözümlemesini yapmıştır.
Kitapta 21. yüzyılda karşılaşacağımız muhtemel sosyo-ekonomik problemler
ile bunların çözüm yollarını ülkenin gerek kendi iç dinamikleri,
gerekse dış öğelerin dayatacağı oluşumları, bunların sosyal, siyasal
ve ekonomik alandaki etkilerini bir anlamda tahmin olarak da bulmak
mümkündür.
Yazar toplumsal yapı ve değişimi çözümlerken olaylara her bir konu
için sistematik ve kronolojik olarak yaklaşmıştır. Bu da okurun
her konu hakkında siyasal ve ekonomik dönemler arasında birbirini
tamamlayan geçişler yapmasını kolaylaştırmıştır.
21'nci yüzyılda dış dünyadaki küreselleşme, uluslar arası sermaye,
demokratikleşme gibi oluşumların ülkemizi nasıl etkileyeceği okurla
paylaşılmış olup, özellikle karar alıcılar ve politika oluşturuculara
yön verecek çarpıcı sonuçlar çıkartılmıştır.
Kitabın bir özelliği de dilinin anlaşılır olması ve ulaşılan sonuçların
net ifadelerle anlatılmasıdır.
|