|
KİTABIN ÖZETİ
Prof. Dr. Ernst E. Hirsch, 1933-1950 yılları arasında Türkiye'de
görev yapmış Yahudi-Alman bilim adamlarından biridir. Ülkesinin
başı Hitler belasına bulaşınca, bir dizi serüvenden sonra pek çok
soydaş ve meslektaşı gibi kendini Türkiye'de bulmuştur. Prof. Hirsch,
bir Hukuk profesörü olarak hem kanunların hazırlanmasına, hem eğitim
reformunun şekillenmesine, hem de öğrencilerin yetişmesine katkıda
bulunacaktır. Ancak Türk Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir şartı vardır.
En kısa zamanda Türkçe öğrenecek ve derslerini de Türkçe verecektir.
Çaresiz, o da işe, TürkçeAlmanca sözlük alarak başlar, ama ü ve
i harflerini öğreninceye kadar epey bir çaba sarfetmesi gerekir.
TÜBİTAK tarafından yayınlanan bu eser, oldukça detaylı ve düzenli
hazırlanmış bir otobiyografidir. Prof. Dr. Hirsch'in yaşamı ülkemizdeki
birçok kişi tarafından ve yine birden çok nedenle dikkate değer
bulunmaktadır. 20 Ocak 1902 - 29 Mart 1985 yılları arasında yaşamış
olan Profesör'ün otobiyografisinin orjinali, 1982 yılında Münih'te
Almanca yayımlanmıştır.
Hayatının ilk yıllarından itibaren hem çalışıp hem okumuş olan Hirsch,
bu durumu anlatırken, "çıraklık ve stajyerlik yaptığım dönemlerde
hayat okulunun resmi okullardan daha zor olduğunu kavramıştım"
ifadesiyle, zorlu yaşam öyküsünden anlamlı bir kesit vermektedir.
Bu eserde Profesör Hirsch'in yaşamının ilk yıllarına ait bilgilerin
yanı sıra; akademik yaşama geçişi, Türkiye'ye gelişi, İstanbul Üniversitesi'nin
ilk yılları ve burada Hirsch'in hangi görevleri aldığı, öğretim
üyeliği sırasında Türkçe kitap yokluğu nedeniyle çektiği sıkıntıları,
öğrencilerdeki sınav korkusunu giderebilmek için neler yaptığı gibi
pekçok ilginç bilgiye ulaşmak mümkündür. Eser bunlardan başka Türkiye'nin
ilk yıllarını bir yabancı gözüyle görmek fırsatı da yaratmaktadır.
Prof. Hirsch 1933 yılında Almanya'dan ayrılarak 1933-1943 yıllarında
İstanbul Hukuk Fakültesi'nde, 1943-1952 yıllarında da Ankara Hukuk
Fakültesi'nde davetli öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Eserin doyurucu
kapsamı içerisinde Profesör'ün İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde aldığı görevler ve Ankara'da
Türk uyruğuna geçişi ile ilgili bilgiler de yer almaktadır.
Anılarım, Profesör'ün kütüphaneciliğe duyduğu ilgi nedeniyle de
bazı okuyucuların dikkatini çekecektir. Prof. Dr. Hirsch, İstanbul
Üniversitesi bünyesinde öğretim üyeliğinin dışında "kütüphaneci"
olarak da hizmet vermiştir. Hirsch'in bu konudaki görüşleri son
derece ilgi çekicidir ve Profesör, kütüphaneci olarak gördüğü durumu
ve yaptıklarını yine akıcı bir dille sunmaktadır. "Kitaplığı
olmayan bir üniversite, cephaneliği olmayan bir kışlaya benzer"
ifadesiyle başlayan bölümde, Hirsch'in kütüphaneye verdiği önem
ve o yıllarda Türk kütüphaneciliğinin içinde bulunduğu durum ortaya
konmaktadır. Profesör, yine aynı bölümde "demek ki, yapılacak
ilk iş, Türk kanunlarının hazırlanmasında örnek alınmış Avrupa ülkelerinin
hukukları ile ilgili kanun ve dergi koleksiyonlarından oluşacak
bir kitaplık kurmaktı" dedikten sonra; "ilk başta Türk
meslektaşlara bu sorunun önemini, özellikle kapsamını da kavratmakta
güçlük çektim. Türk meslektaşlar, bilimsel bakımdan iyi-kötü doyurucu
bir kitaplık kurmanın, bunu düzenli olarak yenileştirmenin ve sürdürmenin
ne muazzam bir iş olduğunu zihinlerinde canlandıramıyorlardı"
şeklinde hayretini ifade etmiştir.
Değişik bakanlıklara danışmanlık yapan Hirsch bugün hepsi birer
ünlü hukukçu olan pek çok öğrencinin yetişmesi için emek sarfetmiştir.
Türkiye'yi ve Türk insanını çok sevmiş ve fırsat buldukça Anadolu'yu
gezip Türk insanını yakından tanımak istemiştir. Hukukla ilgilenen
herkesin yakından tanıdığı Prof. Hirsch Türk Hukuk Lügati, Üniversiteler
Kanunu, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Marka,
Patent, Sınai ve Faydalı Modeller Kanununun taslaklarını da hazırlamıştır.
Profesör Hirsch, ülkemizde bu kadar emek sarf ettikten sonra kendini
bizden biri olarak görmektedir. 1958 Aralık ayında "Vatan"
gazetesinde onun hakkında şunlar yazılmıştır: 'Profesör Hirsch,
Türkiye'de geçirmiş olduğu yirmi yıldan sonra tamamen bizden biri
olmuştur. Herhalde iyi bir Alman'dır, ama hiç şüphesiz, aynı derecede
de iyi bir Türk'tür." Prof. Hirsch, anılarının bir yerinde
kendisinin de çağrıldığı "29 Ekim Cumhuriyet Bayramı"
davetinden şu sözlerle bahseder: "Ve işte ben, kendi Alman
vatanında Yahudi olduğu için hor görülen, (aşağılık) ırka mensup
olduğu için işgal ettiği mevkiilerden kovulan, evini yurdunu terkedip,
yabancı ülkelere kaçmak zorunda bırakılan ben, dünyanın bir ucundaki
Türkiye'de, nice billurlarla, mermerleri, somaki taşı, paha biçilmez
kakma işlerinin ihtişamıyla parıldıyan, nice değerli mobilyayla,
resimle süslü, bir zamanların taht salonu olan bu mekanda, ülkenin
bin seçkininden sayılan, saygıdeğer bir Alman profesörü sıfatıyla
bulunmaktaydım."
Anılarım adlı eserde yer alan Weimar Cumhuriyeti'nin çöküş yılları,
Hitler'in iktidara gelişi ve hukukçuların tutumu, Atatürk Türkiyesi'nin
ilk 30 yılı ile ilgili görüşler ve gözlemler, hukukçu olsun olmasın
yakın tarihle, toplum ve siyaset hayatı ile ilgilenen okuyucuların
ilgisini çekecektir. Bu kitabın bir başka özelliği de üniversite
özerkliği ve üniversite hayatımızın nereden nereye geldiğini öğrenmek
isteyenler için önemli bir başvuru kaynağı olmasıdır.
|