|
KİTABIN ÖZETİ :
Birçoğumuz çevremizdekilerin kusurlarını arayıp; ortaya çıkarmaya
çalışırız. Bunun nedeni çevremizdekileri aşağılamak, küçük düşürmek
ve kendimizi yüceltmek olsa gerek. Başkalarını eleştirerek, kendimizin
kusursuz olduğuna karşımızdakini inandırmaya çalışırız. Bu da çirkin,
ucuz, değersiz bir davranış şeklidir.
Hayal gücümüzü kullanarak örnek bir olay canlandıralım: Her gün
akşam yemeğinden sonra, eşiyle birlikte parkta sohbet ederek yürüyen
karı kocanın önüne bir gün bir hırsız çıksın. Hırsız, inandırıcı
bir şekilde; ''Sökülün paraları yoksa alırım canınızı'' diyerek
tehdidini savurur. Bu sırada hırsızın ummadığı şekilde karı kocadan
tehdidi duymamış gibi hiç ses çıkmaması üzerine; hırsız sinirlenerek
bağırmaya başlar. ''Beni duymadınız herhalde, çıkarın cüzdanınızı
yoksa suratınızı dağıtırım!'' diyerek karı kocanın üzerine bıçağı
ile saldırır. Karı kocanın ani bir hareketi ile hırsızın hamlesi
boşa gider. Tekrar toparlanan hırsız gururu incitildiği ve öfkesini
yenemediği için öncekinden daha hızlı şekilde tekrar saldırır. Karı
kocanın küçük vücut hareketiyle geri çekilmeleri üzerine bu sefer
hırsız kendini yerde bulur. Şimdi yere düşen zavallı hırsız yalvaran
gözlerle karı kocaya bakmaktadır. Acaba ayaklarıyla suratını mı
çiğneyecekler, yoksa gırtlağına sarılıp polis mi çağıracaklar düşüncesindedir.
Ancak karı koca ne hırsıza vurur ne de intikam derdine düşüp polis
çağırırlar. Sadece arkalarını dönerek yürüyüşlerine devam ederler.
Bu hikaye bize savaşmadan nasıl kazanılacağına bir örnektir. Bu
olay hırsızı mağlup edenin yine kendi öfkesi olduğunu görmemizi
sağlar. Günlük yaşantımızdaki savaşlar başka sahnelerde de karşımıza
çıkabilir. Çoğumuz bu gibi saldırılara çılgınca savaşarak gururumuzu,
mevkiimizi, iffetimizi elde etmeye çalışırız.
Savaşmadan kazanmak, hayatın risklerini göze alamadığı için büyük
zaferlere ve başarılara imzasını atamamış insanlara sunulan bir
davranış modelidir. Yenilgiler onları korkutmaz, aksine daha motive
ettirici unsur olarak görülür.
Bir insan gurur, şeref ve haysiyetini yitirdiyse üzülüp ezildiğini
bir gün mutlaka anlar. Fakat yaşadığı zor anlarla hayatının güzel
geçen anlarını karşılaştırdığında sevinçli ve mutlu anlarının zannettiğinden
çok daha az yer tuttuğunu görür. Bu duygularını kendi içinde öldürüp,
davranışlarından ötürü asla bir takım suçluluk duygularına yenik
düşmez; kendisini kesinlikle bir suçluymuş gibi görmez. Hiç kimse
onu kandıramaz, kışkırtıp tehdit edemez. Çünkü bilir ki "başıma
gelecek en kötü şey ölümdür'' ki bununda bir önemi yoktur. ''Ben
zaten ölümle dost olmayı bile öğrendim" der. Bu şekilde düşünen
ve düşündüğü gibi davranan biri, gerçek zaferin sahibi olacaktır.
Savaşmadan kazanmanın bir takım kurallarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz
;
Rakibini yenmek istiyorsan, önce kendini yenmelisin.
Savaşı kazanmak için her zaman mutlaka bir alternatifin bulunmalıdır.
Oyunda kendinizin hakemliğini yine kendiniz üstlenmelisiniz.
Yenilgiye mazeret aramamalısın.
Oyunda hangi kuralları kullanırsan kullan sadece tek şansın olduğunu
unutmamalısın.
Zafer kazananların bile yenilebileceği unutulmamalıdır. Yenilgiler
korkutmamalı, aksine motive ettirici unsur olarak görülmelidir.
Galip gelmenin önemli üç saldırı unsuru: savaşma gücü, kazanma iradesi
ve yeterli yedek kuvvetlerdir. Yukarıda açıklanmış olan beş kuraldan
anlaşılacağı gibi hayatımız koskoca bir oyundan ibarettir. Bizler
de bu oyunun birer parçası olduğumuzu unutmamalıyız.
"Savaşmadan kazanmak'' demek, tehdit ve yaptırım oklarına hedef
tahtası olmamak demektir.
"Savaşmadan kazanmak" demek, hedef tahtasından uzaklaşıp;
zehirli okların boşluğa doğru uçmasını sağlamak demektir.
Çoğumuz, yüksek sesle konuşarak kendimizi fark ettireceğimizi zannederiz,
ancak yüksek sesle konuşmakla kazanmanın hiçbir ilgisi yoktur. Kazanmak
için zafer anı gelinceye kadar sessizliği korumak, zafer anı gelince
de harekete geçmek gerekir.
Her bireyin elde etmesi gereken önemli zaferleri aşağıdaki gibi
özetleyebiliriz:
1. "Mutlaka kazanmalıyım" düşüncesini yenin; bunun için
iç disiplin anlayışı içerisinde bulunulmalı; her oyuncu kendi şahsına
uyum gösterecek doğru zaman, yer ve koşullar yakaladıktan sonra
harekete geçmelidir.
2. Kendinize güvenmeyi öğrenin: Hayatları boyunca diğer insanları
aşağılayarak kendini yüceltmeye çalışan insanlar vardır. Birçokları
bozguna uğradıklarında kolaya kaçar. Güç kazanıp kendilerini geliştirmektense
, göstermelik ve sahte başarılara sığınırlar. Amaçları çevredekilerine
, yenilmediklerini ispat etmektir. Yaşadığımız dünyada bir şeyleri
değiştirmek istiyorsak önce kendi kişiliğimizde bazı şeyleri değiştirmeyi
başarmalıyız. Bu da başaracağım inancıyla başlar.
3. "Suç işle; af dile " prensibine boyun eğmeyin : "Önce
günahı işle; sonra af dile" felsefesini benimseyenler, kaybedecekleri
önceden belli olan bir savaşa atılmış olurlar.
4. "Olabilecek en kötü şey" korkusunu yenin : Başına gelebilecek
en kötü olayı korkuyla bekleyerek yaşayan bir kimse, bu korkusunu
yenmeyi başardığı takdirde, hiçbir şey onu korkutamayacaktır. Savaşmadan
kazanmak bir anlamda ölümle dost olmak demektir.
Savaşmadan kazanmak için; ya çevreye uyum sağlayacak şekilde kendinizi
hazırlarsınız ya da başkalarının yapılarını, değer yargılarını boş
verir; kendi kendinizi keşfetmeye çalışırsınız. Hayatınızın geri
kalanında size en çok zevk vereceklerle uğraşırsınız.
Sonuç olarak kendimize ulaşan yolu takip ederken, hayatımıza anlam
katacak olan potansiyel güçleri araştırmalıyız.
|