| Kitabın Adı | Language Instinct (Dil İçgüdüsü) |
| Kitabın Yazarı | Steven PİNKER |
| Yayınevi ve Adresi | Harpercollins Publishers Inc., 10 East 53rd Street, New York, Ny 10022 ABD |
| Basım Yılı | 1994 - İNGİLİZCE |
|
KİTABIN ÖZETİ: İnsanlara özgü dil içgüdüsünün varlığını kabullenme konusunda ise aynı bilim adamları tereddüt göstermektedirler. Çoğu bilim adamı dilsel bilgi ve becerilerin diğer becerilerin de geliştirilmesinde başvurulan genel öğrenme mekanizmalarının kullanılması yoluyla geliştirildiğine inanmaktadır. Dile özgü içgüdüsel bir mekanizmanın varlığını iddia etmek bu bilimadamlarına göre gereksizdir. "Dil İçgüdüsü" kitabının yazarı Steven Pinker ise dilsel içgüdünün varlığının en az diğer içgüdülerin varlığı kadar zaruri olduğunu savunmaktadır. Hayvanlarda içgüdünün var olduğuna inanan bilim adamları bu yargıya hayvanların düşünsel kapasitesinin sınırlılığı ve bu sınırlılığa rağmen kazanılan becerinin kompleksiliğinden yola çıkarak varmaktadırlar. Aynı uslamlama, anadilini edinen çocuklar için de geçerlidir. Zihni gelişiminin henüz başında bulunan, en basit aritmetik hesaplamaları yapmaktan çok uzak olan bir çocuğun dilbilimcilerin dahi hala tam olarak çözümleyemediği gramer yapısını birkaç yıl içersinde öğrenip kullanmaları doğuştan gelen dile özgü içgüdüsel bir mekanizmanın varlığını zaruri hale getirmektedir. Böyle bir destekten mahrum çocukların dilbilgisi gibi soyut ve karmaşık bir sistemi değil birkaç yıl içersinde yaşamları boyunca çözmeleri mümkün değildir. Zira aynı sistemi irdeleyen dilbilimciler hiçbir dilin gramerinin tam olarak nasıl işlediğini açıklayamamaktadırlar. Binlerce bilim adamının yüzlerce yıldır çözümleyemediği bir sistemi küçük bir çocuğun birkaç yıl içinde çözümleyebilmesi, sonar kullanan yarasalarda olduğu gibi, ancak içgüdüsel bir altyapının varlığı ile izah edilebilir. Pinker, dilin kendine özgü doğuştan gelen bir mekanizma tarafından ele alındığını çeşitli delillerle ispat etmektedir. Bunların en çarpıcı olanlarından biri gelişmiş dil becerilerine sahip zeka özürlü insanlardır. Genel zeka seviyesi açısından en basit aritmatik işlemleri yapamayacak ve hatta günlük zaruri ihtiyaçlarını dahi gideremeyecek kadar zeka özürlü bazı insanların, dil kullanımları açısından diğer insanlardan farksız seviyede olmaları dilin diğer zihinsel mekanizmalardan bağımsız çalışan bir sistem tarafından ele alındığının en açık göstergelerindendir. Pinker, dilsel mekanizmanın varlığını ispat ederken nörolojik çalışmalara da atıfta bulunmaktadır. Çeşitli sebeplerle beyinsel hasar görmüş insanlarda yapılan araştırmalar dilsel faaliyetlerin beynin belirli bölgeleri tarafından ele alındığını göstermektedir. Ayrıca MRI, PET gibi gelişmiş beyin tarama teknikleri ile sağlıklı insanlar üzerinde yapılan araştırmalar bu bulguları destekler mahiyettedir. Pinker'a göre insanı diğer canlılardan farklı kılan en önemli özelliklerden biri olan dil, ne sahip olduğumuz gelişmiş düşünsel kabiliyetlerin sonucu olarak ne de çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Zira hayvanlar, özellikle maymunlar, üzerinde yapılan deneyler hayvanların kelime bilgisini geliştirebildiklerini ancak gramer yapılarını bir türlü öğrenemediklerini göstermiştir. El kol hareketleri ile yüzlerce kelimeyi anlayıp kullanabilen ve bazı karmaşık zihinsel problemleri çözebilen bu maymunlar, zeka özürlü çocukların bile kullandıkları gramer yapılarını öğrenememektedirler. Çevresel ve zihinsel açıdan daha avantajlı maymunların bunca çabaya rağmen dilbilgisi kurallarını çözümleyemeyişi insana has içgüdüsel bir yetinin varlığı ile açıklanabilir. İnsanı diğer canlılardan ayıran bu genetik altyapı, hem kendisi
hem de anne-babası sağır olan çocukların dil edinim deneyimlerinde
de kendisini göstermektedir. Anne-babasından dilsel veri adına sadece
kelime bazında izole işaretler alan bu çocuklar öğrendikleri bu
(işaret) kelimeleri kullanarak sıfırdan dilbilgisi kuralları olan
yepyeni bir işaret dili (sign langauage) oluşturmaktadırlar. Oluşan
bu yeni dil dünyada bulunan diğer dillerde de bulunan gramer kurallarını
içermektedir. Pinker, çevresel faktörlerin yardımı olmadan oluşturulan
bu dilin ancak dile has genetik yapı ile açıklanabileceğini iddia
etmektedir. |
|